Aramızda bi beş metrelik mesafe.Bir ses,ses yok oldu.
Perde uçuyor,pencere öldü.Adam intiharı seçti.
7.katın penceresi bir süre yok.
Komşumuza rahmet diledik.
İnsanlar çok yalnız.
İşte şu şekilde.Günlük gibi de.
Biraz da orda dedik.
Gördüğünde
onu gördüğümde,
yüz kaslarının yanarcasına gerilip gülmem,
gülmen
adrenalinin yüzüne kan akışını hızlandırmacaları
göz renklerinizin yer değiştirmeceleri...
sonra,nası olurda mutluluğa,sevince soyut dersin.
Bak alaçatıda mavi kapılı ev var.ötesi yok,ölesi.
Kapının ardı tabirinle soyut,bilemezsin.
İçinde herkes mutlu ondan bilemezsin.
Materyalist akıl ilham gelmez sana hem /akıl/ da soyutken.
Çok oldu ki yanımda o an olduklarını sandıklarımla paylaştıklarım o'nlarca inkar.
Bilinçliyken rüya görmek gibi.Zekice hezeyan bunlar. Maybe ıf you told me the right words...
evet bunlar olmazdı.
Muhabbet kelime kökü olarak hubb.
Habib var:seven
Habibe var:sevilen
Habibler muhabbet eder.
Hubb-muhabbet-habib-hap,hapı yutmak
Biz burada muhabbet etmiyoruz sadece arkadaşız.
Yakalanırsak sohbet ediyorduk diyeceğiz,tamam mı?
kısmet.
Şarkımı seslendirdim pencere önü çiçeğine.Ses kaynağına doğru bir tropizma hareketi yaptı.Negatif yönde.Napayım.
Şunu sana dinletseydim içime dolardın.
"stick boy liked match girl,
he liked her a lot.
he liked her cute figure,
he thought she was hot.
but could a flame ever burn
for a match and a stick?
it did quite literally;
he burned up quick. "
Tim Burton
Üç harfte biraz daha derine.
Aşk derler,nedir ne değildir blinmeden olunur.Çok konuşulur,az yaşanır.
Ve der ki Kitab-ı Aşktan İskender Pala:
''Aşk(ışk) kelimesinin sözlük anlamı ''sarmaşık'' demektir.Bahçeye düşen sarmaşık tohumu nasıl bütün bahçeyi sarıp sarmalar,hatta dışarı taşarsa;gönle düşen aşk tohumu da bütün bedeni sarıp sarmalar,oradan etrafa yayılır.Nice fidanlar,selviler,çınarlar,bir sarmaşık tarafından sarılınca gitgide sarmaşık dalları arasında görünmez oluyorsa,aşk sarmaşığı da insan fidanını öyle kaplayıp görünmez eyler,yok eder.Sarmaşığın özelliği,sarıldığı ağacı içten içe kurutması,bitirmesi,sonunu hazırlamasıdır.Nitekim aşk da...''
Kelime köklerine inmek,onları irdelemek heycanlıdır. Böylesi bir ilinti yakıştı.
Kitap bu konudaki fikirleri yoğurcak kadar güzel sunuyor durumu.Okunulası.
Hafif rüzgar.Mevsim sonbahar.
Yapraklar dökülür. Boşaltım yapmaktadır ağacımız.
Fonda bir melodi eksikken bunu düşünmek. ironik.
Ağaçsız bir sonbahar sevgilinle olmaz ki şimdi.
"Yapraklar solmuş
yerde ölü yatarken
umrunda mı dünya
kalbini hissederken?
Soranlar oldu
nerde bu yalnız sonbahara
günler geçti
sona geldi sonbahar..."
Planc'ın mezar taşında yazıyor: 6,626x10^(-34)
Ne tuhaf.Planc sabiti bu.
Sonsuzluğa sabitle gitmek.Hayır herşeyi geçer bu insan da,epsilona yazık.
.
Visibilia ex invisibilibus.
Her ne kadar görüneni biz ilk olarak ters algılasakta düz olarak iletiliyor beynimizin naif kıvrımlarına. Ve fakat şu durumu bende hala düzeltmiyor.Diyor ki bana düz görünen zahiridir,sanaldır,gerçek değildir. Diyorum ki düz görüyorum seni,varlığını.Varlık yoktur. Olabildiğince yok olması gerekir zaten. Yokuz.görüntü yanılsamasıyız.Diyor ilk olarak seni ters görüyorum retinamda. Varsın. iÇseslilik,iki benlilik durumudur.
{Gördüğümüz ve dokunduğumuz her şey bilinmeyenden kaynaklanır.}
"Tanrı öldü"
Nietzsche
"Nietzsche öldü"
Tanrı
asgafdaas...
~gösteri peygamberini hemen bitiresim var,ilaç gibi içesim.gittim.~
nous mourons tout seul.
nous mourons tout seul.
nous mourons tout seul.
{yapayalnız ölürüz.}
Bunu yapabiliriz.
{Jurnal'den,ilerledikçe...}
“Olemp’e tırmanan adam yarı yolda kaldı.Cinler çelme taktılar,yılanlar kesti yolunu.Olemp’e giden adam,başını göklere kaldırdı.Sevdikleri oradaydılar.Musa’nın gözlerini kamaştıran ışık onun gözlerini kör etti.Olemp’e yalnız gidilmez.Yoldaş gerek.Senin yoldaşın korkuların,acıların,utançların.Olemp’e yalnız gidilmez,kervanla çıkılır yola.Bin çıkılır,bir varılır.Bir çıkılıp,bir varılmaz…Olemp’e giden adam burada gömülüdür,bir türbede değil,bir gönülde değil,bir sayfada.Bir sonbahar yaprağında.Olemp’e giden adam…Böyle bir adam yok,olsa tanımaz mıydınız? Size bütün Asya’yı,bütün Avrupa’yı getirdim.Asya Himalaya’dır,biliyor muydunuz? Vedalar tanrıların ilk şarkıları.Onları kendilerinden dinledim…Size her hangi bir kitap değil,bir Kitab-ı Mukaddes getirdim…Havarilerini hak edemeyen İsa’nın yeri tımarhanedir,çarmıh değil,oysa ben çarmıhtayım.Ve domuzlar mukaddes kitaplarla beslenmez.Olemp’e giden adam dinleyin dedi çocuklarına,Valmiki konuşuyor.Çocuklar elleriyle kulaklarını tıkadılar.Aşağıda çok çok aşağıda,zenciler hora tepiyorlardı.Avrupa.Hangi Avrupa?Bu senin Avrupa’n kusmuk ve kazurat kokan bir domuz ahırı.Ahırını Avrupa sanan bedbaht. Bu Hint belki bir kitabın ilk yaprağı idi.Bir vahyin ilk heceleri.Belki tamamlanırdı,belki tamamlanamazdı.Her kitap yarımdır,kitabı insanlık yazar.Ne mutlu ona bir hece ekleyebilene.Homer bir mısra,Vyasa bir mısra,Firdevsi bir mısra.Çağdan çağa akseden bu ulu,bu layemut ilahiye senden bir nida karışmış,karışabilirmiş ne mutluluk!Ama çağdaşların boğazına sarılıyor,istemiyorlar.Rüyalarını dile getirmeni,kalbini konuşturmanı,kelimelerden bir fecir yaratmanı,istemiyorlar.Konuşamıyorsun,konuşamayacaksın.Olemp’e giden adam:önünde iki yol var:cinnet ve ölüm.”
Bir mumluk yok oluş. Güzel bir zaman tarifesi açılmış dönemin birinde.Bitene kadar aydınlatan bir zaman dilimi bu.Mum Vakti.
Saati izledim yine. İnsan yapımı olduğu belli.Sınırlandırmışız on iki tane sayıyla. Bir düşünseniz yelkovansız saati.İnanın zor olmamakta . Asimtot doğrular gibi. Sınırda,uç noktalarda gezmek ama ulaşamamak. İşte akrep-yelkovan meselesi. Bilerek mi akrep denmişti diye düşündüm.Boyu kısa.Hikaye burası,geçelim. Bize acı zamanlar tattırılacağından mıydı tüm bunlar. İroni güzel şey tabi.Ama kum saati yok muydu? İnsanlar ve dertleri tanecikleri kadar küçüktü ve yakışmıştı onlara bu saat. Sonra dedin ki mum. Verimli zamanlar doğurmadı mı? Akreple aramda sorun var. Tamam,sustum.İroni işte...
Simgelere çok fazla anlam yüklemek doğru olmasa gerek. Masalın sonuna geldik,gökten üç elma düştü,fincanımızda üç yol gözüktü..derken falcı kadın susturdu bizi. Bir hikaye idi okuduğu..Arzuladıkları arzularımdı.
“Üç elma düşmüyordu bu şehrin masallarının sonunda.Üç kez söylenmiyordu hiçbir şey.Çöp evler çiziyordu avucuna elleriyle kekeme bir anne.Rengi atmış kazaklarını söküp iplerinden çiçek bahçesi örüyordu.Gözü mavi oğullarını babasız bıraktı.En çok da kendini…En çok da kendini bıraktı.O rh pozitif kan emziriyordu nehirlere parmaklarının sıyrıklarından.Ben, iğne oyalı mendilimle nehirlerin ağzını siliyordum.
…
Bir sihirbaz çıkacaktı sahneye,’’Üçe kadar sayınca…’’ diyecekti.Yağmur olacak,kimsesizler yurdunun bahçesine anne yağdıracaktım.
‘’Üçe kadar sayınca…’’
Bir.İki.Üç.
Ertesi gün manşetlerde kalın puntolarla:Bardaktan boşalırcasına kimsesizler yurdunun bahçesine papatya yağdı. ” //Yolcu Dergisinde hoşuma giden bir kesitti son bölüm//
“Kelimeleri sana veriyorum okuyucu.Onlar yanıp sönen birer oyuncak.Boş içleri.Boş mu? Alev var göğüslerinin içinde,barut var,gözyaşı var.Nihayet bütün dünya kelimelerden ibaret.Ama sende ne varsa kelimede de o var.Kelime,Narsis’in kendini seyrettiği dere.Çok bakma,içine düşersin.”(Cemil Meriç/Jurnal)
Şimdi bende yankılara dönüştüm.Tıpkı Ekho gibi. Nergis gibi kök saldım toprağa. Yüzümün toprağı çatladı,akıntı fazla.Çalkalanmakta gözler.Tuzlu bir sıvı sızıyor derinlere,daha derine,daha ince…
"Kontörü olmayınca konuşamayan, benzini bitince yürüyemeyen, markasız ve etiketsiz çıplak, betonlar arasına sıkışmış ahmaklar sürüsüyüz biz. Öldüğümde beyaz renkteki son protokol giysimin markası zara yada levies olmayacak, parfümüm en pahalısından olmayacak, saçlarımın şekli önemli olmayacak, yüzümde makyaj olmayacak ve takı takmayacağım. Sadece ufak bir tebessüm, anlayabiliyorsunuz değil mi?"
Kapitalizmin tapınaklarına hoş geldiniz.I see dead people.Evet yerinde oldu bu.Tam bir insani komedya.Anımsıyoruz son birkaç yılın bilançosunu ve..: Tanrının yeryüzündeki temsilcileri oğullarını elleriyle gömmüş toprağa, mürekkep yerine kan kullanılmış uzun zamandır. Cennetinde acıyı tadar olmuş bu çamurdan insanlar.Körebe oynayan çocukların gözleri dikilmiş ipliklerle.Tutunamamış kimse..hiç kimse.. Bir yıl içersinde çevirilen porno film sayısı bir buçuk milyon! Ve biliniyordu bir geç kalınmışlık vardı.Dip olmak,dibe vurmak lazım gelirdi. Zaman var elde. Değerlendirilmesi kaçınılmaz bir dilim bu.. Bir şeyler yapılmalı artık.. Hakan Günday bu noktada yardım ediyor. "Artık zamanı geldi. Artık acı zamanı. Şiddetin siiri duyulmalı. "Cash from chaos" günlerindeki gibi. Kargasa baslamalı. İnsanlar aglamalı. Dünya üstündekileri kusturacak kadar hızlı dönmeli. Perde aralanıp iceriye kanın soguk kokusu yayılmalı. İftiralar, takipler, tahminler, tehditler, intikam yeminleri megafonlardan evlere sızmalı. Görünmez adamların barbecue partilerinde ücüncü dünya ülkelerine bictikleri kefen yırtılmalı. Arkasında hicbir teskilatı güc bulunmayan parmak tetigi cekip tek basına bir insanın sahip olabilecegi bütün deliligi göstermeli. Uyuyan halkların yataktan düsme zamanı geldi. Gözkapaklarının jiletlerle kesilmesinin zamanı." Evet bu!
Bir saat içersinde 60 otomobil üretiyoruz!
Dünya günde on bin metre küp su tüketiyor!
Dünya üzerinde yaklaşık her gün 84milyon varil petrol üretiliyor,
12günde 1milyar varil petrol tüketiliyor...
Ve daha niceleri..
İnsanlığın gözleri birbirine lehimlenmiş olsa gerek.
“O zaman ilk işimiz,masalcıları kollamak olacak. Platon (Devlet) Her gün birbirine yenisi eklenen haberlere istinadendir bu yazı.
Masalları güzelse, bırakacağız söylesinler.
Kötüyse yasak edeceğiz.
Anaları,dadıları kandırıp,çocuklara yasak ettiğimiz masalları
anlattırmayacağız.Çocukların bedenlerinden önce,
güzel masallarla ruhlarını yoğurmalarını
isteyeceğiz.Bugün anlatılan masallara gelince
çoğunu atmalı.”
Her gün yaşadığım ülkeyi tekrar ettiğim bir ben'e özgüdür bu alıntı.